
“PERVANE" - Yunus GÜLDEMİR

“PERVANE"
Yazar: Yunus GÜLDEMİR |
Tarih:18 / 1 / 2012
“Sorarsan kimdeniz, dikkat et söze
Çiçeğiz, arıya bal bizden gelir.
Dostluk ağacıyız, meyvemiz size
Mâziden âtiye dal bizden gelir.
Urum ellerinde olduk daima
Kıldık mübareği kıble-i Cuma
‘Her ne olursan ol, gel’, diyor ama
Yüce Mevlânâ’ya gel bizden gelir.”
Tuncay DEMİR
Şâir, belki de gizli bir ozan, kimbilir. Bolu ve yöresinin bu içli şâiri elbette, Tuncay DEMİR. Bolu İli, Seben İlçesi’nden.
Ozan Dertli’yi okumuş,daha doğrusu içmiş, ta gönülden. Dertli tarzında birden çok şiirini okudum. Son sanat yıllarında serbest vezinle yazmış bu içli ozan; en son yazdığı şiirini kendi sesinden dinledim. Kendi sesinden dinlediğim “İkilem” ini sizlere sunuyorum:
Gökkuşağı hayalimden silinir
Nerden baksam ay karanlık gecedir
Uykularım satırlarla bölünür
Ben maviyi unutmuşum nicedir
İhtiraslar kör kuyudur ensemde
İbrahim’im Sare değil kederim
Kenan nere, Mısır nere desem de
Bilirim ki Mısır benim kaderim
Dört yanımda huri, gılman rakseder
Hayallerim buzul buzul yanıyor
Her düşüncem ateşlere akseder
Hazzın ortasında aklım kanıyor
“Pervane” TUNCAY, beni ziyarete geldiğinde iki şiir kitabı hediyesi ile geldi. Şâir Abbas YARDIMCI’ya ve kendisine ait “Hazan Senfonileri”ni vakit buldukça tekrar tekrar okuyacağım…
Abbas YARDIMCI, “Hasretim Sana” adlı adlı kitabından “Haberin Var mı?” yı şöyle sesleniyor:
“Bir kerecik bakmaz oldun yüzüme
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Hasta düştüm dertlerimle yaşarım
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Derdim derindedir yaram kanıyor
Kimi sever, kimi sevmez sanıyor
Acılar çekmişim içim yanıyor
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Gözledim yolları gelen olmadı
Çektiğim çileler daha dolmadı
Tahammül tükendi, sabır kalmadı
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Adını andıkça içim eriyor
Gözlerim her yerde seni arıyor
Herkes sevdiğini almış yürüyor
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Abbas’ım diyor ki açmayın yaram
Soran dostlarıma selâmı salam
Bırakın beni de Bolu’da kalam
Sormadın hâlimi haberin var mı?
Aziz dostum TUNCAY bey, bu haftaki yazıma senin hoşuna giden “Güzel” adlı şiirimle son veriyorum. Abbas Beyefendi’ye saygılar, sevgiler sunarım…
Sevdanın sevdası yüce huzurda;
Işığın, renklerin çekişi güzel.
Aşk çizgi ötesi, sınırsız huzur.
Nakkaşın nakışa bakışı güzel.
Gönülde aksi var huzuru aşkın.
Aranan sevdalı ötesi meşkin.
Pervane ruhların denizi taşkın;
Dağlardan denize akışı güzel.
Billurdan gözyaşı ağlayan gülde.
Akşam; al, sarı tül, seher; bülbülde.
Yıldızlar dönüşte, dolunay gölde;
Pervaneyi aşkın yakışı güzel.
Denizlerde dalga, yakamoz cilve.
Çağlayanda köpük; kar gibi telve.
Arayış gecesi çilesi havle;
Hüzünden huzura çıkışı güzel.
Renkler ustasından dönmüş buğlara.
Baharda büyüsü sinmiş bağlara.
Engin denizlere, karlı dağlara;
Boranın, dumanın çöküşü güzel.
Birdir çiçeklerin kokusu binbir.
Aynadan aynaya sin oynar cin bir.
Bir iğde, akasya çiçeği getir;
Yârin kokusundan, kokuşu güzel.
Sevda penceresi; sarı ve kara.
Yeşil, kahverengi bin bir renk ara.
Güzelden güzele var vara vara;
Güldemir, Yunus’un çekisi güzel.
Ibrıcak,1 Nisan 1997
“İkilem, Hazan Senfonileri ve Hasretim Sana” şiir içerikli basılı kitaplardır. Şiir sevenlere tavsiye ederim…
Ibrıcak, 13 Aralık 2011 Yunus GÜLDEMİR
“VEZİN”
D. Mehmet Doğan’ın “Temel Büyük Türkçe Sözlüğü’nde vezin;/A.İ/ 1. Tartı, ağırlık. 2. Şiir ve mûsikîde âhenk ölçüsü. 3. Ahenk,ritm. Anlamında. Kültür ve Edebiyat Dergisi “vezin”se; Anadolu Âşıkları Şiir ve Edebiyat Grubu tarafından 1 Ocak 2011 de kurulmuş. Derginin önsözünü yazan Barış Doğan’a göre ise; “Yunus Emreler’i, Hacı Bektaşlar’ı, Şeyh Galipler’i, Fuzuliler’i, Yahya Kemaller’i Mehmet Akifler’i, Necip Fazıllar’ı, Nazım Hikmetler’i ve daha nicelerini yetiştirmiş bu coğrafyanın işbu tüketim çağında da üretebileceğine ve o zirvelerin tekrar yakalanabileceğine kani bir avuç edebiyat sevdalısının dillerine doladıkları ve ilelebet söyleyebileceklerine inandıkları bir buselik şarkıdır ‘vezin’”.
Bir solukta okuduğum bu derginin kapağındaki imge; ışığı donmuş mum ise seçilmiş imgelerin en güzeli; elbette şâirlere göre, sular da ısınır, ateşler de üşür. Yetmişli yıllarda şiire başladığımda ilk yazılı esin(ilham) kaynaklarından biri de büyük şâir üstad Abdurrahim Karakoç’tu. “Hasana Mektuplar” cinası ile dikkat çeken üstad bize satirik, lirik şiirleriyle örnek oluyordu. İşte bu yüzden olacak ki “vezin” de bu büyük Anadolu Şâirini dahalayarak birinci sayısında tanıtmış. Röportajını ve derginin son şiiri “Tut Ellermden”i yine bir solukta okuduk.
Anadolu yaylalarından doğru, toprak kokan, çam sakızı kokan ellerimi size uzatarak birkaç yayın organında yayımlanmış iki nazire şiirimi onlara gönderiyorum:
YILLAR OLDU
(Nazire)
“Cahit Sıtkı’nın Anısına”
Yıllar oldu otuz beşi geçeli;
Yolun neresine düşer, yaş kırk bir?
Çakır dikenlikte yollar “Göğçeli”
Budur belki de yazdığım son şiir;
Gerçeğin tasından içtim içeli…
Yaşlanmak; geçmişe dalmak, yine de;
Doyumsuz düşlerdi, çocukluğumuz.
Bir ömür gizlenmiş birkaç senede;
Birkaç acı anı burukluğumuz;
Sevinçten, hüzünden izler sinede…
“Cahit Sıtkı” ilk âşk unutulur mu?
Yaratanın âşkındandır, ilk âşklar…
Hayâl-meyâl; yalandır, tutulur mu?
Unutur mu, toprağını başaklar;
Tohumsuz yetişen başak olur mu?
Sarı çiğdem, koyungözü; ilkbahar…
Akasya çiçeği kokusu sevda…
İğde çiçeği, gönle dolan yar;
Sonbaharda o, kışta o, o yazda;
Dört mevsim onunla ruhumuz doyar.
Doğduk, öldük say; ölürsek, doğduk.
Ne çıkar geçse de yolun yarısı.
Ölmez mi bebekler, ölmez mi çocuk?
Kural bu, değişmez, gelir sırası;
Şafaktır beliren gurupta ufuk.
Taş serttir, ateş yakar, gökyüzü renksiz.
Kibirli bulutlar, gurur boğan su.
Saçlarda yaşlılık ağaran sessiz;
Doğuştan ölüme derttir; hayat bu;
Gülüşle ağlayış, belli belirsiz.
Taht ne Musalla ne, saltanat nedir?
Ölen mi var, ağlayan kim, gülen kim?
İki yok, üç yok, beş yok, kalan birdir.
Hayata sükûttan sonsuzluk hâkim;
Varlıkta bir geçit kapısı kabir…
Gerede,15 Kasım 1994 Salı
SEVDİĞİM
(Nazire)
Beni bir çalı say, tozum yolboyu.
Yola düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Yaylalar bağrında, çoban gönlünde;
Güle düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Yüreğimde, gariplerin yası var.
Dallarımda, rüzgârların sesi var.
İçimde, yağmurdan yağmur gök yağar;
Sele düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Dağ bülbülü, kanatların kanlı mı?
Yanar, kanar gönlün âşık gönlü mü?
Sevda vurdu, toprak olmuş gönlümü;
Dile düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Bir çalı say beni, yaylada biten.
Kırlarda ağlayan, herkese batan.
Dertli gök dumanım bacada tüten;
Hâle düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Say beni sevdiğim, sesim sesinde.
Düşün dağlarında ruhlar esinde.
Hâyal meyâl yaylaların sisinde;
Tüle düşmüş bir çalı say sevdiğim.
Ay ışığı yayla, dolunay siste.
Sular susta, ney mi, kamışlar seste?
Kıyıda daralan canı nefeste;
Göle düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Sonsuz kaynağından sırdır, âşk cana.
Âşkla seven canlar, sonsuz, yan yana.
Gül demir, ezelden yanmış âşkına;
Küle düşmüş, bir çalı say, sevdiğim.
Sayım Günü, 30 Kasım 1997
Çeşitli yayın organlarında yayınlanan, şiir konulu düz yazım “Pirosmani”nin son bölümündeki bir naziremle bu haftaki yazıma son veriyorum:
“Gelin, şehrin ortasına şiirden bir bina kuralım. Binanın ortasına da şiirden bir semaver koyalım. Her şeyi şiir olan bu semaverden şiirden bardaklarla dem dem şiirler içelim; birbirimizle şiir sohbetleri yapalım…”
Nice senelere sevgili “vezin”!.. Bolu Türk Ocağı Üçtepe Şairleri’nin naçiz bir üyesi olarak yayın heyetinize, şâir ve yazarlarınıza yüksek saygılarımla… Vesselâm!...
Bolu-Gerede,1 Aralık 2011 Yunus GÜLDEMİR